Sahneye bir kasımpatı bırakılır. Işıklar açıldığında Anadolu’nun o gürültülü, yoksul ve büyülü coğrafyası tek bir bedende titreşir: Dirmit’in bedeni. “Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit”, göçün sarsıntısını, kadim aile çatışmalarını ve yalnız bir kadının direncini bugünün sahnesine taşıyor.
Bazı sahne uyarlamaları vardır ki, romanın sayfalarında dolaşan o ruhu yalnızca sahneye taşımakla kalmaz; onu orada yeniden doğurur. Tiyatro Hemhâl’in uyarlaması, Latife Tekin’in 1983 tarihli romanının şiirsel ve çok katmanlı dünyasını sahnede yeniden kuruyor; Dirmit’le birlikte bir aile, bir köy ve bir dönemin hafızası Erden’in oyunculuğunda hayat buluyor.
Bu yazı oyunun önemli anlarını ve finalini açık etmez; gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Taşranın Hafızasından Göçün Anatomisine
Roman, 1960’lardan 80’lere Anadolu’dan İstanbul’a göçün yarattığı travmayı, taşra anlatısını büyülü gerçekçilikle yoğurarak aktarır. Göçün merkezinde Huvat vardır: Ailesinin geçimini sağlamak için çabalayan ama evde de otoritesini acımasızca kuran tipik bir baba. Mahmut, Seyit ve Halit gibi erkek karakterler, aileye para kazandırma baskısı ile gelenek ve şehir arasında sıkışıp kalır.
Kadınlar ise (Atiye, Zekiye, Nuğber) aileyi ve belleği ayakta tutmak için bedensel ve ruhsal bir mücadele verir. Özellikle Atiye’nin Azrail’le olan inatçı, mizahi savaşında, Anadolu kadınının kader ve ölümle kurduğu ironik ilişki belirginleşir. Tekin’in metninde, folklorun doğaüstü figürleriyle toplumsal şiddetin ağırlığı iç içe geçer.
Göçün yarattığı travmalar, gelenekle modernliğin çatışması ve ataerkil düzenin gölgesinde tutunmaya çalışan kadın ve çocuklar, bu hikâyede yalnızca bir aile dramı değil, çok daha geniş bir toplumsal hafıza oluşturur. Dirmit’in çocuk saflığı ve iç sesi, romanın tüm karanlığına karşı bir ışık gibi belirir. Oyunda ise karakterler, Dirmit’in bakışı ve bedeniyle süzülen kolektif bir hafıza tiyatrosuna dönüşüyor. Böylece roman, Anadolu’nun, göçün ve kadın belleğinin sahnede yeniden doğduğu çok katmanlı bir anlatıya evriliyor.
Dirmit ve Beden Dramaturjisinin Olanakları
Sahnede, romanın tüm karakterleri Erden’in bedeninde yeniden can buluyor. Dirmit’in direnci, sesi ve yalnızlığı, oyunun hem belleği hem de ana taşıyıcısı oluyor. Susturulmaya çalışılan bu beden, köyde ve şehirde “fazla sesli” ve “fazla hayalperest” olarak sınırlandırılırken, her nefeste yeni bir kimlik buluyor.
Atiye karakteri, titrek ellerde, ölümle dalga geçen bakışlarda, Huvat ise kamburlaşmış bir duruş, kırılgan bir sesle yoksulluğun ve çaresizliğin somut hali olarak sahnede yer alıyor. Zekiye ve Nuğber ise çoğu zaman sessizlikle, bakışla, kız kardeşliğin ve kadınlığın dayanıklı kodlarını beden dilinde görünür kılıyor.
Nezaket Erden’in performansı, Lecoq’un “her beden bir karakter, her jest bir tarih parçası” sözünü sahnede yaşatıyor. Peter Brook’un “boş sahne”sini andıran bu evrende, her hareket, her mimik yeni bir dünya kuruyor.
Minimalist Sahneye Karşı Polifonik Beden
Sahnelemede, sadece bir kasımpatı ve minimal ışık var. Dekor yokluğunda, tüm dramatik yoğunluk Erden’in bedenine, sesine ve jestlerine taşınıyor. Çok sesli ve katmanlı anlatım ise polifonik yapı olarak doğrudan oyuncunun bedeni ve ritmiyle kuruluyor. Gösterişten uzak, büyülü gerçekçiliğe sadık bir beden dramaturjisiyle, yani sahnedeki anlatının ve hareketin bütünlüklü düzeniyle, bir köy, bir aile ve sayısız karakter ete kemiğe bürünüyor.
Işık atmosferi geçişler için kullanılırken, müzik ve efektler neredeyse hiç yok. Böylece Grotowski’nin “fakir tiyatro”sunu andıran yalın bir biçim ortaya çıkıyor. Erden kısa aralıklarla birçok karaktere geçiş yapıyor; Dirmit’in masumiyetinden babanın otoritesine, Atiye’nin mizah dolu inadına kadar geniş bir yelpaze yaratıyor.
Anadolu’nun Kadın Belleği
Oyunun asıl kıymeti, Anadolu’nun kadın belleğini, mizah ve trajedinin iç içe geçtiği bir yerden yeniden inşa etmesinde saklı. Atiye, Azrail’le inatlaşırken; Dirmit, kardeşleriyle hayata tutunurken, bu kadınlar patriyarkaya ve göçün yıkıcılığına karşı absürd bir direniş sergiliyor.
Kadınların dili kimi zaman ağıt, kimi zaman şaka ya da bedensel bir protestoya dönüşüyor. Erden’in çoklu karakterizasyonunda, Anadolu kadınının direnci ve kırılganlığı hem fiziksel hem de duygusal olarak seyirciye geçiyor.
Metnin merkezinde, Dirmit’in bedeniyle ete kemiğe bürünen bir direniş ve hafıza var. Susturulmak istenen çocuğun sesi, şehirde ve köyde hayal gücüne dönüşüyor. Erden’in performansında bu içsel direniş, sadece bireysel bir başkaldırı olarak kalmıyor; sahnede toplumsal hafızanın ve kuşaklar arası aktarımın tiyatral bir ifadesine dönüşüyor. Böylece Dirmit’in inatçılığı, annesi Atiye’nin hayata tutunuşu ile birleşerek, Anadolu’nun ve kadınların direncinin de simgesi oluyor. Böylece oyun katmanlı bir feminist okumanın da kapılarını aralıyor.
Absürd Mizahın ve Toplumsal Şiddetin Kesişiminde
Oyun, taşranın ve göçün dramatik koşullarını mizahın ve absürdün diliyle aktarıyor; fakat bu mizahın hemen arkasında, toplumsal şiddet ve baskı gerçeğiyle yüzleşiliyor. En çarpıcı anlardan biri, Nezaket Erden’in defalarca ve adeta ritüel gibi tekrarladığı şu şarkı:
“Kır gönlünün zincirlerini. Neşe, mutluluklar bizim olsun. Senin, benim olsun, bizim olsun. Unut acıları, dünün olsun. Dün bugündür, bugün bugünle, dünle yarın. Sev gönülden bu hayat, sev, bizim olsun.”
Bu sözler Dirmit’in olduğu kadar, seyircinin de zincirlerini kırmaya bir çağrı. Şarkının tekrarı, hem göçün hayata tutunma çabasına hem de Dirmit’in başkaldırısına dönüşüyor; oyunun büyüsü salonda paylaşılan bir ritüel halini alıyor. Absürd mizah ile derin şiddetin, hayal gücüyle yoksulluğun buluştuğu bu evren, Erden’in bedeninde zamansız bir anlatıya dönüşüyor.
Latife Tekin’in Metniyle Bugünün Türkiye’si Arasında Bir Köprü
Bugün Türkiye’nin kentlerinde “kimlik”, “aidiyet”, “beden”, “güç” gibi meseleler göçün ve toplumsal dönüşümün sancılı mirasını taşımaya devam ediyor. “Sevgili Arsız Ölüm”ün Dirmit’i gibi, bugünün gençleri de hâlâ “fazla sesli”, “fazla düş kuran”, “fazla inatçı” oldukları için bastırılmaya çalışılıyor. Atiye’nin Azrail’le absürd savaşı, Huvat’ın kimlik arayışı, Dirmit’in hayal gücüyle hayatta kalması, günümüz kentlileri ve gençleriyle fazlasıyla örtüşmekte. Tiyatro Hemhâl’in uyarlaması, geçmişin hikâyesini bugüne taşırken, yeni kuşaklarla diyalog da kuruyor.
Gelecek Olasılıklar Üzerine
“Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit”, tiyatronun ve edebiyatın olanaklarını iç içe geçirerek, hafızanın, mizahın ve direnişin sahnesini kuruyor. Bu ekipten, romandaki diğer karakterlerin de ayrı ayrı sahnede can bulmasını görmek, Anadolu’nun absürd komedisinin ve trajedisinin daha da geniş bir toplu belleğe dönüşmesini sağlardı. Nezaket Erden’in Atiye’yi, Zekiye’yi veya Nuğber’i; Hakan Emre Ünal’ın da Huvat’ı, Mahmut’u veya Halit’i canlandırdığı yeni bir “Sevgili Arsız Ölüm” uyarlamasının hayalini kurmamak elde değil.
Son perdede ışık sönse de, o tek kasımpatı ve Dirmit’in yankısı, Anadolu’nun, kadınların ve yoksul çocukluğun hafızasında bugünden yarına devredilen bir şarkı gibi asılı kalıyor.
OYUN KÜNYESİ
Yazan: Latife Tekin
Uyarlayanlar: Nezaket Erden & Hakan Emre Ünal
Yöneten: Hakan Emre Ünal
Oynayan: Nezaket Erden
Danışman: Zeynep Günsür Yüceil
Afiş Tasarımı: Kardelen Akça
Topluluk: Tiyatro Hemhâl
Tür: Trajedi, Dram, Tek Kişilik
Süre: 85 dakika, tek perde
Yaş Sınırı: 13+


